Pazartesi Yazıları: “Hera” ve Abidin… Kenan Çığır

Aşk güzeldi, biz ölumlüler için bile… Tanrılar kadar delice olmasa da aşkın büyüsüyle saçmalamak bize de yakışıyordu.
Arşiv - 13 Eylül 2021 05:53 A A

Coşmuştu bir kere, susturabilene aşkolsun…

“Çok işveli be abi… Üstelik cilveli, gönül avcısı. Kapıldım bir kere.”

“Ne güzel işte. Aşık olmak, sevmek kadar güzel bir şey var mı? Tadını çıkart.”

“Çekiciliğinin her gün bir parçamı daha kendine eklemesini seyrediyorum. Yavaş yavaş eriyorum kutsallığında. Bu yaştan sonra böyle muhteşem bir varlığa boyun eğmek kaderimmiş!”

“Bir de ‘Tanrıça’ dersen cuk oturacak.”

“Tanrıça da kim be abi! Güzelliği ile başımı döndürüyor, sevgisiyle ruhumu onarıyor. O Tanrıça ise… Kum saati vücut* ile sevişmenin hazzı beni de Tanrı yapıyor!”

“Birader, sen neyin kafasını yaşıyorsun? Anladım aşıksın, anladım aşk gelince aklın gezmeye çıkmış da kaptırma kendini bu kadar!”

“Baştan çıkarttı bir kere, kölesiyim abi!”

“Büyücü olmasın oğlum bu kadın, ya da mitolojik bir Tanrı? Büyülü bir memeliği de var mı?”

“Uzun ve gür saçları var abi. Ne diyon sen yaa?”

“Hemen bozulma. Tanrıların Kraliçe’si Hera’nın, takan her kadını dünyanın en güzel ve çekici kadını yapan büyülü bir memeliği varmış. Hera, Truva savaşını izleyen Zeus’u bununla baştan çıkartmış.”

“Eee abi?”

“Büyü yani büyü… uyu da büyü, bu kadın sakın nennilerle uyutmasın seni? Demem o ki birader… sakın haaa sana büyü yapmış olmasın?”

“Dostumsun ama küçümsüyorsun. Aşkımı anlamıyor, mutluluğumu kıskanıyorsun. Tanrıçamdan neden nefret ediyorsun?”

“Çüşşş. ‘Dostuz’ diyorsun ama dostunun seni kıskanabileceğini düşünüyorsun. Ben sevgiyi ya da başarıyı kıskanmam birader, beni hiç anlamamışsın. Tanımadığım, görmediğim yüce(!) bir varlıktan neden nefret edeyim? Hem bana ne oğlum senin mistik saplantılarından!”

“Uyarmıştı Tanrıça’m, aşk dostluktan daha büyüktür… kurtul şu güdük çevrenden diye! Gidiyorum ben, Hera’mla Olimpos’da mutlu olacağım. Senin gibi kıskanç tanrılar bize ulaşamayacak.”

“Hera diyorsun da ondan daha güzeli var. Afrodit… Dağlarda, bayırlarda, yalınayak, kıçı-başı çıplak dolaşırken sakın çalmasın gönlünü!”

“Sus artık, duymuyorum seni. Konuşacak bir şey kalmadı. Ruhum, aklım, sözcüklerim ve kalbim artık Tanrıça’nın…”

“Tanrıça varsa diğer tanrılar ve insanlık yok olsun mu diyorsun? ‘Zaten yoktunuz ki neyin muhabbeti bu sefil yaratıklar’ diye mi geçiyor senin aklından. Ya da sözünden çıkmadığın ve kölesi olduğun Tanrıça’nın aklından.”

Cevap bile vermeden gitmişti manyak!

Aşık olmuştu tamam da Mitoloji’den örnek vermeseydim keşke… Tanrı olmaya gitti. Tanrıça’nın himayesinde ve gölgesinde, onun öğrettiği sözcüklerle bana da fırçasını kayarak… çekti gitti.

Korkmuştum…

Ya Hera duyarsa Zeus’uyla matrak geçtiğimi… Çok kıskanç ve kinci olduğunu sağır sultan duymuşken ben ne halt etmiştim? Canavara, ayıya, at sineğine dönüşmem an meselesiydi. Zeus’u defalarca cezalandıran Tanrıların Kraliçesi beni es geçer miydi?

Günlerce evimin kapısını açtım açtım etrafa bakındım, yoktu. Her sabah ve akşam tek tek pencereleri kontrol ettim. Yollarda yürürken dönüp dönüp arkama baktım. Çok gözlü dev, Argos ortalarda yoktu. Oysa sonumun ineğe çevrilen “İo” gibi olacağından ne kadar da emindim. Karanlık bir dehlizde ben ve başımda Argos!

Ne oluyor lan bana? Kaptırdım iyice kendimi… Abidin’le ve kendimle dalga geçerken, Mitolojik sularda boğulmama ramak kaldı.

Aşk güzeldi, biz ölumlüler için bile… Tanrılar kadar delice olmasa da aşkın büyüsüyle saçmalamak bize de yakışıyordu.

Bir müddet sonra sonra tanrıların habercisi Hermes, Abidin’den bir mektup getirdi. Üzgün olduğunu yazıyordu ama hala aşık. Tanrıçasıyla aşklarının meyvelerini, o kutsal pıtırcıkları kucaklarına henüz alamamışlardı, üzgünlüğü ondan…

“Hala çok mutluyuz. İyi ki sizi terketmiş, kaderimi ve mutluluğumu Olimpos’da Tanrıça’mın ellerine bırakmışım. Haddinizi bilin sefil yaratıklar!” Diye çemkiriyordu mektubunda.

Üzüldüm… Çemkirmesine ya da aşkı bulmasına değil elbette, aşkının onu bir divaneye çevirmesine…

Cevap gönderemedim Hermes’le, gönderseydim:

Acele etmemesini yazardım… En az beş altı tane çocukları olacağını, mutluluklarının; gel gitlerlerle bezeli olsa da daim olacağının müjdesini verirdim. Hatta Hera’nın kendi kendine bir çocuk doğurmaya karar vereceğini, Hephaistos’u doğurduktan sonra çocuğun çirkinliğini görüp onu Olimpos’tan aşağı atacağını yazacaktım. Yazmadım…

Cevap vermedim. Veremedim işte…

Biz sefillerle hiç işi olmayan Abidin’i, büyülü dünyasıyla baş başa bıraktım…

Kenan Çığır
13 Eylül 2021
Antalya

*Kum saati vücut:
90/60/90 kadın ölçüleri böyleymiş! İdealmiş!
Yazanın böyle bilinen bu benzetmeye katkısı yoktur. Hatta bu yazıyı yazan, Abidin ‘in yalancısıdır.

Arşiv - 05:53 A A
BENZER HABERLER