Okumuş olmak ve gülmek

ŞİNASİ DİKMEN February 6 at 11:17pm Neden anayasa değişikliklerine HAYIR demek istediğimi açıklamaya devam ediyorum. Benim küçük amcam askerlik hatıralarını anlatmaya bayılırdı. Babam anlatıldığına göre rüştiyeye gitmiş, fakat küçük amcam askerlikte okuma-yazma öğrenmiş. Küçük amcam, yaşı ilerledikçe askerde yaşadığını değil, yaşamak istediklerini anlatır, hikayenin kahramanı olan kendini her anlatışında daha büyük rütbeli birisi olarak aktarırdı […]
Arşiv - 12 Şubat 2017 20:35 A A

ŞİNASİ DİKMEN

February 6 at 11:17pm

Neden anayasa değişikliklerine HAYIR demek istediğimi açıklamaya devam ediyorum.
Benim küçük amcam askerlik hatıralarını anlatmaya bayılırdı. Babam anlatıldığına göre rüştiyeye gitmiş, fakat küçük amcam askerlikte okuma-yazma öğrenmiş. Küçük amcam, yaşı ilerledikçe askerde yaşadığını değil, yaşamak istediklerini anlatır, hikayenin kahramanı olan kendini her anlatışında daha büyük rütbeli birisi olarak aktarırdı bizlere. En son anlatışında, ya da şöyle diyeyim hatıralarının son baskısında! Alay komutanına amcamın bir alayı nasıl idare edileceğini öğrettiğini, doğruyu söylemek gerekirse, albayın akıllı bir asker olduğunu, amcamın öğrettiklerini iyi bellediğini ve alayın her zaman başarılı olduğunu büyük bir coşkuyla bize dinletirdi. Biz de elimizden geldiği kadar kendimizi bu coşkudan kurtarmak isterdik. Amcamın kaç yıl harp okulunda okuyan, albaylığa kadar yıllarca asker yönetmeyi öğrenmek zorunda kalan yüksek rütbeli subayın yaptığı işleri neden çok değersiz görmesini anlamamıştım.
Amcam büyük bir ihtimalle okumak istemiş, bilemediğim nedenlerden dolayı abisi-babam- gibi okuyamamış ve kendine saygınlığını yanlız bu tip anlatılarla korumuş. Çağımızın Türkiyesi‘nde ikide bir getirilen intelektüell düsmanlığının bununla ilgisi var mı acaba? Okuyan viskisini boğaz kenarında içer, okuyan en yakınını küçük görür, okuyan imanını yitirir… Ve eğitim görmemiş-görememişi kasıtlı olarak anlamaz…
Ben 45 yıldır Türkiye‘den uzaktayim. Kendimde haliyle değisiklikler var. Örneğin Çakırgümüşlülerin benim  Çerkez ailemi çok çabuk Türkleştirmeleri git gide daha çok ağrıma gidiyor. (Bunun için köylülerimi kötülemek istemiyorum. Sakın ha EEEEYYY Çakırgümüşlüler, beni yanlış anlamayın!) Ne güzel olurdu ben şimdi Çerkezce‘yi konuşabilseydim, Çerkez adet-örf ve geleneklerini öğrenmiş olsaydım, onların içinden kendime uygunları seçip torunlarıma aktarabilseydim.
En büyük Türk yetkilileri Almanya‘nın Türkleri Almanlaştırmalarından korkuyorlar. Ben Türklerin Almanya‘da Almanlaştırılma düşüncesini en fazla her tarafta eleştirenlerin başında geliyorum. Yazdıklarım, sahnem bunun ispatı. Benim kendi Çerkezliğimden yitirdiklerimi düşündükce Türk alışkanlıklarıma daha çok sarılıyorum. Bu sözünü ettiğim politikacılar, yetkililer, nedense Türklesmis Kürtleri severler. Onlara Kürtçe kres açmazlar, ilkokullarda Kürtçe öğretmezler. Ama Türk çocuklarının Almanya‘da Türkçe öğrenmelerini Almanlar‘a kabul ettirmek isterler. Ne kadar insafsız bir gariplik. Neymiş sonra Kürtler Türkiye‘den ayrılırlarmış? Kürtlerin ikide bir, “Yaaaav vallahi billahi biz ayrılmak istemiyoruz” demelerine de “Yo yo, bunlara güven olmaz, Kürt işte!” derler.
Almanya‘daki Türklerin Türk olarak kalmasını en çok savunan insanlar bu OKUMUŞlardır. Okumamış olan kendi evine çekilmiş, Türkiye‘den getirdiği alışkanlıkları konserve etmiş, ha bire onları yemekte ve bu yemeğin çocuklarnın midelerini neden ağrıttığını bilmemekte.
Ben yanlız konservenin içindekileri değil, konservenin etkilerini de Almanlar‘a gülerek anlatan ilk insanım. Benim başarım Türk işi “GÜLME” ve “GÜLDÜRME” sanatını Almanlar‘ın “GÜLME” sanatıyla buluşturmaktır. Gülmek intelektüell bir ortaklıktır. Fıkrayı anlatan, fikrayı dinleyenin kendi anlattığı fikranın içeriğini kavrayacağından yola çıkar. Ortaklık olmazsa birlikte gülünmez. Karadeniz fıkrasını Alman anlamaz. Ama Karadeniz fıkrasını Karadeniz‘li ayarındaki Alman bölgesel azınlığı kanalıyla anlatırsan sen Türk düşüncesini Alman‘a aktarmış olursun.
Acı böyle değildir. Acı animaldır. Canlılar arasında acı birliği vardır. Gülme birliği yoktur. Elini ısırdığın Alman da elini ısırdığın Türk gibi ya da patiğini ısırdığın bir kedi gibi inler. Yani kedi ile benim aramdaki ilişki, kedi, ben ve Alman aramızdaki ilişkinin aynısıdır. Gülmek yaşam ve deneyim- öğretim ve eğitimle gelişir. Acı olduğu gibi kalır.
Anayasa değişikliği beni kedileştireceği için HAYIR diyorum. Ben Türk‘le GÜLMEK istediğim için anayasaya HAYIR diyorum. Nasreddin Hoca, Bektaşi, Bekri, Aziz Nesin ve daha nice ustaların ruhları şad olsun diye HAYIR diyorum. Acıların gülüşe dönüşmesi için HAYIR diyorum. Eğer değişiklikler sizin tarafınızdan onaylanırsa, ki sanmıyorum, acı çekeceğimizden dolayı HAYIR diyorum. Gülmek yaşamın kendisidir, acı çekmek de vardır yaşamda. Ama hiç birimiz hep acı çekmek istemez yaşamında. Onun için HAYIR diyorum. Bu dünyayı bizim mutlu olmamız yaşanabilir duruma getirir. Acı bizi kendi içimize kapatır, her tarafımızın düşmanla dolu olduğu kuşkusuna kapılırız. Kuşku-korku, onu bunu suçlama, bizi biz olmaktan çıkarır. Ona müsaade etmeyelim. Onun için anayasa değişikliğine HAYIR diyorum. Acı yanlız başına çekilir, gülmek ortaklık ister. Ortak olalım, birlikte olalım, HAYIR diyorum.

İçinden çıkıp buralara geldiğim Türkiye, içinde yaşadığım Almanya kadar demokrat olmayı-insan haklarına saygı duymayı ve herşeyden önce mutlu olmayı, gülmeyi çoktan hak etti. Tek başına HAYIR bunu sağlamaz, ama yolunu acar.

Bana ben HAYIR derken yardımcı olun.
Saygılarımla

Arşiv - 20:35 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.