Mainz’de Sonyiğit ile Türk Sanat Müziği konseri

Müzikseverleri Mainz’deki konsere davet eden Saadet Sonyiğit ‘Göçmen Kızın Şarkıları’nın salt aşk şarkıları olmadığını, her haliyle güçlü kadınları da anlattığını söyledi
Arşiv - 16 Eylül 2017 11:39 A A
Mainz Frankfurter Hof’ta, “Göçmen Kızın Şarkıları” konserinde Saadet Sonyiğit ile Türkiye’nin önde gelen kanun virtüözü Göksel Baktagir, çello üstadı Murat Süngü ile Şevket Aşıkuzun da sahne alacaklar
 
MAİNZ
 
Saadet Sonyiğit, Mainz  kentinde yeralan Frankfurter Hof’ta, 17 Eylül 2017 Pazar günü saat 18.00’de  T.C. Devlet Sanatçısı Göksel Baktagir’in düzenlemelerini üstlendiği yeni eserlerinden oluşan  “Wanderbare Klänge – Göçmen Kızın Şarkıları” konserinde dinleyicilerle buluşacak.  Konserde Sonyiğit’e, Türkiye’nin önde gelen kanun virtüözü Göksel Baktagir’in yanı sıra çello üstası Murat Süngü ve piyano sanatçısı Şevket Aşıkuzun da eşlik edecekler. 

Sonyiğit, “Göçmen Kızın Şarkıları’yla ilgili, “Bestelerimin elbette bir mesajı var. Her biri aşk şarkısı sanılsa bile, bazıları vatan hasretinden, vatan sevdasından, kökleri bir başka ülkeden gelen göçmen kızın kişiliğini arayan durumlardan ilham alıp yola çıkmış. Bazıları hayata göğüs germiş, dimdik duruşlu bir kadının rest çekmesinden söz ediyor, bazıları ise kalbi kırılmış, hassas bir kadının aşk acısını yansıtıyor. Bence şöyle: Biz kadınlar her halimizde güçlüyüz; bunu anlayıp bilinçli yaşamamız, bize her yolu açacaktır” dedi.
 
“Müzikle kendimi özgürleştirdim”
 
Küçük yaşlarda geldiği Almanya’da “evin içinde ve dışında” iki ayrı dünyada ayakta kalmayı başaranlar arasında yer aldığını belirten Saadet Sonyiğit sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben hayatı bir kapı gibi görüyordum. Kapının iç tarafı Türkiye, dış tarafı Almanya idi. Bizler, işte bu her iki dünyaya uyum sağlamakla uğraşıyorduk. Bu, gerçekten tam bir uğraşı, hatta yer yer bir savaştı. Yani biz Türk kızları büyüdükçe, uğraşmak yerine adeta savaş verdik. Ama galiba müzikle kendimi özgürleştirmeyi başardım. Bence müzik enerjinin en yüksek şeklidir. Tınılar, enstrüman olsun, ses olsun, doğrudan doğruya ruha işliyor. İki ülkeli olmanın büyük avantajları var, bu dünyalı olabilme fırsatı veriyor bize. Hem anlayan, hem anlatan olabilme şansı doğuyor. Bu temelde insanı ve farklılığı anlama imkânı büyüyor; yani farklılık bir zenginlik olduğunu görüyorsunuz ve bu görüş açısı sınırları kaldırıyor. Bu bir anlama çabası aslında. Ben şarkılarımı gerçi iki dilde yazıyorum, fakat görüyorum ki, hep Türkçe daha ağır basıyor. Benim duygusal dilim Türkçe. Türkçe çok ince, çok zarif ve estetik bir dil, benim çok düşkün olduğum unsurlar bunlar. Şarkılarım ise belirli bir formata ait değil. Bağımsız, kendi keyfince ‘takılan’, bazen Soul’dan esinlenmiş çok yavaş ve duygusal, bazen Latin rüzgarını taşıyan bir tango, bazen de ‘alaturka’ moduna hafif dokunan ritimler. Klasik, Latin, soul ve jazz en sevdiğim tarzlardır.”
Arşiv - 11:39 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.