Hilmi Yarayıcı: Zulmünüz 12 Mart’a, 12 Eylül’e rahmet okutuyor.

CHP Milletvekili Hilmi Yarayıcı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 28 Şubat mağduriyetini değerlendirerek, “Gerçekten mazlum olsaydınız, bu kadar zalim olmazdınız” dedi
Arşiv - 2 Mart 2017 19:06 A A

TBMM Genel Kurulu görüşmelerinde söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, 28 Şubat’ın yıl dönümüne denk gelen süreçte uzun yıllarını cezaevinde geçiren bir dostunun yazısını anlattı.

 

Hilmi Yarayıcı’nın anlattığı, 28 Şubat’tan sonra yaşanan mağduriyetler ile 12 Mart, 12 Eylül ve Gezi’de yaşanana ölümleri, işkenceleri karşı karşıya getirilen yazıda yer alan sorulardan bazıları şu şekildeydi:

– Peki Ali İsmail gibi gece yarısı polis gözetiminde sokaklarda tekmelenerek öldürüldünüz mü?
– 5 metre ötenizden vurulmuş annenizin cenazesini alamadığınız oldu mu?
– Kürt oldunuz mu hiç? Şehirleriniz, köyleriniz yerle bir edilirken iradeniz kayyımlarca gasp edildi mi hiç? Veya Eşbaşkanlarınız, cezaevinde olmalarına rağmen, bakanlarca hemen her gün hakarete uğrayıp aşağılandı mı?

Yarayıcı’nın “16 Nisan’da HAYIR’larımız zulüm saltanatınıza son verecek ve birlikte bir Türkiye’nin kapısını aralayacaktır” cümleleriyle son bulan konuşmasının tamamı ise şöyle:

Uzun yıllarını cezaevlerinde geçirmiş bir dostum yazısına şöyle başlamıştı.
“12 Eylül zindanlarının Diyarbakır hapishanesinde yatmış bir Kürt köylüsü yanında biz, konuşurken utanırız.
Onlar vahşet yaşadı, biz zulüm.
Acıları yarıştırmak edebimiz değil ama sormadan geçemeyeceğiz.
Hele anlatın bize,
12 Martta ne yaşadınız?
Denizler idam edilirken kime dua ettiniz mesela.
12 Eylülde kaçınız işkence gördü? Ömrünün en güzel yıllarını hapishanede geçirdi? Kaçınız bir kuytuda yargısız sorgusuz katledildi?
Biz direnirken, ölürken sahi siz hangi kariyer planlamasını yapıyordunuz?
Öyle bir hava yarattınız ki sanki zulmün tarihi 28 Şubat’ta başlıyor ve bitiyor.”
Ben biraz daha açayım.
Zulmün bittiği falan yok. Hatta öyle bir hal aldı ki, 12 Mart’a, 12 Eylül’e rahmet okutuyor.
28 Şubat denince ikna odalarını zulüm diye anlatıyorsunuz ya, merak ediyorum, özgürlük talebiyle meydanlara indiğinizde Ethem gibi kafanızdan polis kurşunuyla vurulup öldürüldünüz mü?
Peki Ali İsmail gibi gece yarısı polis gözetiminde sokaklarda tekmelenerek öldürüldünüz mü?
Polise “Galoş giy” dediğiniz için, hayatınızın baharında Dilek gibi öldürüldünüz mü?
Yarbay Ali Tatar gibi Ergenekon kumpaslarında haysiyet cellatlığına uğrayıp, intihar etmek zorunda kaldınız mı?
Siz hiç Taybet ananın evlatlarının yaşadıklarını yaşadınız mı?
5 metre ötenizden vurulmuş annenizin cenazesini alamadığınız oldu mu?
Annenizin cenazesi köpeklere yem olmasın diye sabahlara kadar nöbet tuttuğunuz oldu mu?
Ceylan gibi, küçücük yaşınızda kırlarda oynarken ya da bir lokma ekmeğin peşindeki Roboskili Kürt gibi, bombalarla parçalandınız mı?
Kürt oldunuz mu hiç? Şehirleriniz, köyleriniz yerle bir edilirken iradeniz kayyımlarca gasp edildi mi hiç? Veya Eşbaşkanlarınız, cezaevinde olmalarına rağmen, bakanlarca hemen her gün hakarete uğrayıp aşağılandı mı?
Barış istediniz diye tutuklandınız mı? İşkence gördünüz mü? İşinizi aşınızı kaybettiniz mi?
Mehmet Fatih Traş gibi bilim basamaklarının daha başında iken, mahkum edildiğiniz çaresizlikte ölümü tek kurtuluş yolu olarak gördünüz mü?
Hamile halinizle parkta tekme tokat dövüldünüz mü hiç? Otobüslerde sebepsiz yere tekmelendiniz mi? Üstüne üstlük sizi dövenlerin, sizi korumakla yükümlü yargı tarafından ertesi gün serbest bırakıldığına tanık oldunuz mu?
Sadece gazeteci olduğunuz için, sadece haber yaptığınız için terörist denilerek hapishanelere dolduruldunuz mu?
Siz hiç Alevi oldunuz mu? İbadetinizin şeklini devlet belirledi mi? Ders kitaplarından tutun iktidar katına varana kadar sürekli olarak hakarete uğradınız mı? İnancınız yüzünden devletin tüm kapıları yüzünüze kapatıldı mı?
Bunları yaşamadıysanız, zulmün ne olduğunu da bilemezsiniz.
Evet, o süreçte başörtüsü yüzünden eğitim hakları ellerinden alınan genç kızlar mağdur edildiler. Ancak onlar eğitim hakları için direnirken siz iktidar uğruna hocanıza darbe peşindeydiniz.
Sahi 28 Şubat olmasa Hocanızı devirebilir miydiniz?
Tarafından zulüm gördüğünüzü iddia ettiğiniz ordunun, 20 yıl sonra dinci darbe girişiminde bulunmasına baktığımızda tüm senaryonun sizi var etmek için hazırlandığını düşünmemek de elde değil.
Şimdi, Hürriyet Gazetesi’nin “Karargah Rahatsız” manşeti üzerinden yine bir mağduriyet yaratma peşindesiniz. Umrede bile sizi yalnız bırakmayan, attığı her adımda iktidarın bir bakanı gibi davranan Genelkurmay Başkanınız var artık. Ne yapmış bu karargah; muhalefetin eleştirilerine kendince yanıtlar vermeye çalışmış. Siz de bu yanıtlarından darbe ihtimali çıkarıyorsunuz.
Yapmayın. Aklımızla alay etmeyin.
Tam da 28 Şubat’ın yıldönümüne yakın bir zamanda verilen mesajın kime yönelik olduğu ortada değil mi? O açıklamada iktidara yönelik tek bir eleştiri var mı? Yok. Açıklamada her vatanseverin yaptığı, ordunun iktidarın dümen suyunda hareket etmesine yönelik eleştirilerine, mahcubiyet duygusuyla verilen yanıtlardan başka hiçbir şey yok. Bu zorlama oyuna ne biz ne de halkımız itibar etmeyecektir!
Askerinden polisine, yargısından yürütmesine tüm gücü elinde bulunduran, fiilen tek adam diktasıyla iktidar olduğunuz bu sürecin mağduru siz olamazsınız.
Bu gerçeği hepimizden iyi biliyorsunuz. Buna rağmen mağdur edebiyatına sığınmanız ancak ve ancak mizahın konusu olabilir.
Bir mağduriyetten söz edilecekse bunlar sivil darbenizin mağdur ettiği, işinden aşından olan yüzbinler, hapse doldurduğunuz gazeteciler, akademisyenler, aydınlar, öğretmenler, öğrenciler, kısacası sizden olmadığı için yok sayılan, ötekileştirilen milyonlardır.
Üstelik milyonlar bu mağduriyeti yaşarken öyle “ikna odaları” türünden, konuşmaya, iknaya dayalı yöntemlerle mağdur edilmiyorlar. Bir gece yarısı kararnamesiyle işini aşını, onlarca yıllık birikimlerini bir anda kaybediyorlar. “Terörle iltisaklı olmak” gibi son derece muğlak kavramlarla hukuku ayaklar altına almakta, muhalif olan herkes bir anda terörist ilan etmektesiniz.
O dönem rektörlere brifingler veriliyordu. Gereğini yapan yapıyordu, yapmayan, çok çok yükselemiyordu. Oysa siz öyle misiniz? Sadece kin ve intikam duygularıyla hareket ediyorsunuz. Lideriniz dün Barış Bildirisi’ne imza atanlara hesabının sorulacağını söylemişti ya, bugün hiç birini unutmadınız. Hukuksuz bir şekilde hepsini kapının önüne koydunuz. Hem de çoğunun 28 Şubat sürecinde mağduriyetler karşısında dik durduğunu, sizin yanınızda, sizin için bedel ödediğini unutarak.
O dönemde gazeteciler en çok andıçlarla hedef gösterilirdi. Şimdi hoşa gitmeyen haber yapan gazeteci, sayenizde aynı dakika işini kaybediyor. Basının neredeyse tamamını kamu kaynaklarından ihaleler verdiğiniz işinsanlarına devrettiniz. Ele geçirdiğiniz havuz medyası aracılığıyla da konuşan, muhalefet eden herkesi tehdit ve hakaretlerinizle hedef gösterip ses çıkaramaz hale getirmeye çalışıyorsunuz. Diş geçiremediğinizi ise yalan ve iftiralarla tutuklatıp hapse dolduruyor, iddianameleri bile aylarca hazırlamıyorsunuz.
Gerçekten mazlum olsaydınız, bu kadar zalim olmazdınız.

Dünün sözde mağdurları bugünün muktedirleri olarak gerçek darbeci olduğunuzu attığınız her adımda gösteriyorsunuz. İktidarınız, yeryüzündeki tüm darbecileri kıskandıracak ölçüde zulme sahiptir.
Yaşadığımız referandum süreci dahi, demokrasi konusundaki çifte standardınızı net bir şekilde ortaya koyuyor.
Lafa gelince milli irade kavramını dilinizden düşürmezsiniz ama neredeyse “hayır” kelimesini sözlükten çıkaracaksınız.
Kamu kurumlarının il müdürleri personelini zorla toplayıp, birbirlerine evet çağrısı yaparken, hayır çalışmasını yapan gençlerimiz hemen her gün saldırıya uğramakta.
Rektörleriniz evet kampanyanızın emir eri rolüne soyunurken, hayır çalışması yapan Haziran Hareketi üyelerine siyasi parti olmadıkları için izin vermiyorsunuz.
Yüksek Seçim Kurulu mevzuatlarını bir kenara atıp basında eşit temsiliyet ilkesini evet lehine değiştirirken, anket yayınlama yasağını da havuz medyanızın istediği şekilde değiştiriyorsunuz.
Üsküdar Belediyesi evet kampanyasına müdahil olurken sorun yok, ama Mezitli Belediyemizin “Hayırseverlik” çağrısında siyasi mesaj arıyor, billboardların kaldırılmasını istiyorsunuz.
Biliyoruz halkımızın kaderini bir kişiye teslim etmemek için “hayır” diyecek olması uykularınızı kaçırıyor.
HAYIR’larımızın çoğalması sizi korkuttukça daha bir artıyor zulmünüz. Bıçaklanıyoruz, dövülüyoruz, tehdit ediliyoruz, tutuklanıyoruz, hayır dediğimiz için devlet katında terörist oluyoruz ama yılmıyoruz. Canımızla kanımızla direnmekten zerrece vazgeçmiyoruz. Vazgeçmediğimiz içindir ki halen ölmeye, işkence görmeye, tutuklanmaya devam ediyoruz.
16 Nisan’da HAYIR’larımız zulüm saltanatınıza son verecek ve birlikte bir Türkiye’nin kapısını aralayacaktır.

birgun.net

Arşiv - 19:06 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.