Eleştiri – Nur Türk

Kimseyi yargılamadan, kıyaslamadan, egomuzu doyurmadan kaçınamıyoruz. Bilmeden, görmeden, emek harcamadan edindiğimiz ön yargılarla dilimiz her yere uzanıyor, kıvırıp büküyoruz..
Arşiv - 1 Aralık 2019 23:13 A A

Bilim ve Sanat, takdir edilmediği yerden göç eder… İbn-i Sina

Nur TÜRK

Şimdiye kadar sanatın bireylere, toplumlara kattığı değerleri, güzellikleri konuştuk. Günümüze gelindiğinde sanat yapan kişilerin ürettikleri eserlerini gün yüzüne çıkardıklarında, ya da pazarladıklarında yaşanan olumsuzluklardan konuşalım. Senaryo, roman, öykü, şiir, tiyatro oyunları yazmadan ve beste, heykel, resim yapmadan önce sanatçı kendine şu beş değerlendirmeyi yapmalıdır.(İlham verici miyim? Faydalı mıyım? Yol gösterici miyim? Cesaret verici miyim? Moral verici miyim ?)Ve ona göre harekete geçmelidir. Bu saydıklarımızdan biri eksik olduğunda bireyler ya da toplumlar tarafından eleştiriliriz. Eleştirmek geliştirir ancak ilerletmez ama alternatif sunmak hem geliştirir hem de ilerletir. İlerlemek ancak alternatifleri ortaya koyup eleştirmekle olanaklı hale gelir.

Hafta içi yaşadığım bir olay bu yazıyı yazmama ilham olurken, yazdıklarımın ne kadar gerçek olduğunu da ortaya koyuyor. Yaptığım tablomun, çerçevesini yaptırmak için her zaman gittiğim çerçevecide birkaç ressam oturmuş sohbet ediyorlardı. Beni gördüklerinde “hadi tabloyu Nur hanıma da gösterin, bakalım tanıyabilecek mi? “dediler. Birisi tablonun imza kısmını kapatarak bana gösterdi. “Tanıyamadım ama x ……kişinin tablolarına bakarak acemice yapılmış bir tablo “dedim. Kahkahalar havada uçuştu. Meğerse x….dediğim kişinin 35 yıl öncesi bir çalışmasıymış. O yıllarda öğrenci olduğu için bir tabloyu çerçeveciye vererek diğer tablosunu çerçeve yaptırmış. Çerçevecide kalmış, çerçevecide bunu deşifre etmekten büyük keyif alıyor. O yıllarda o tabloyu yapan kişi şu an sanatının zirvesinde olup, yurt dışında Ülkemizi temsil eden biri. “Ne olmuş X… tablosuysa? Aslında görebilseniz insan isterse ne çok ilerleyebiliyor. Ben biliyorum çoğunuz onun tablolarını taklit edip, paralar kazandınız. Şimdide kahkahalarla gülüyorsunuz. Keşke sizlerde onun yarısı kadar kendinizi geliştirebilseydiniz. “dedim ve o ortamı terk ettim.

Kimseyi yargılamadan, kıyaslamadan, egomuzu doyurmadan kaçınamıyoruz. Bilmeden, görmeden, emek harcamadan edindiğimiz ön yargılarla dilimiz her yere uzanıyor, kıvırıp büküyoruz. Kendi değer ölçülerimiz başkaldırıyor, başka birinin tercih edilmesini, beğenilmesini kendimize yediremiyoruz. Küçümsüyoruz. Sözcükler, bakışlar, dudak kıvrımları anlatıyor her şeyi.

Çok değer verdiğim Edebiyat ustası bir abim anlatmıştı. ‘Aslan yedikleriyle aslandır.’ Yani ki bir aslan bir ceylanı yemişse onun hızını, bir sığırın gücünü alır, vücudunda eritir. Yazarlar da okudukları, beslendikleri eserlerle onları hazmederek özgün bir ses olur ama onları bire bir taklit ederse aslana organ nakli yapılmış gibi üçayağı aslan bir ayağı ceylan olan garip bir varlığa dönüşür.”

Sizlere geçen hafta söz verdiğim gibi, kendi yazdığım senaryomun “MOLOZ DUVARLAR “ tretmanını yazdım.(Filimin ilk 10-15 dakikası) Umarım sizlerin yararına olur. Keyifli okumalar. Haftaya senaryolarımızı pazara çıkarırken hazırlayacağımız dosya ile ilgili sohbet edeceğiz. Tekrar buluşuncaya kadar sevgi ve sanatla kalın.

Nur Türk

TREATMENT

Birinci Perde

Işıl yıllardır bastırılmış sanatını; Gerçekleştirmenin ve Maksut ’ta verdiği sözü yerine getirmenin, heyecanıyla açtığı resim sergisinde istenilen röportajı, duygulandığı için veremez. Bu günlere nasıl geldiği gözlerinin önünden geçmeye başlar.

Olay:1 1977 yılı-(Işıl resim yarışmasına katılmak ister ancak Düzce ‘de istediği malzemeleri bulamaz. Yakın arkadaşı Zühal’in yönlendirmesiyle, ailelerinin haberi olmadan birlikte Ankara’ya giderler. Işıl amacına ulaşabilecek mi?)

1-Resim galerisinde, sergi açılışı yapılır. Ressam Işıl röportaj verirken duygulanır. Konuşamaz, donuklaşır, yaşadıkları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmeye başlar. Geçmişine döner…

2-Zühal apartman kapısı önünde, koşarak gelen Işıl’la buluşur. Apartmanın asansöründe üzerlerindeki okul formalarını çıkarıp, gömlek ve pantolonlarını giyip, saçlarını dağıtıp, ruj sürerler.

3-Ankara’ya günü birlik gitmek için otobüse binerler. Otobüsteki sohbetlerinde Işıl’ın ailesiyle aralarındaki sorunlar anlaşılır.

4-Zühal’lin erkek arkadaşı Nedim, Ankara garında Işıl’la ile Zühal’i karşılar.

5-Alış verişlerini yapıp, bir kafeye giderler.

6-Maksut kafede tek başına oturur, Nedim’i bekler.

7-Üçlü Maksut ’un masasına oturur. Maksut ‘un Işıl ‘a olan ilgisi, Işıl’ın hoşuna gider.

8-Düzce’ye geldiklerinde terminalin tuvaletinde üzerlerine okul formalarını giyerler.

9-Düzce’ye dönüş yolunda otobüsün arızalanmasıyla eve geç kalan Işıl’la babası kızarak tokat atar.

Olay 2: (İlk defa babasının şiddeti ile karşı karşıya gelen Işıl, kendine söz verir. Yüksekokula gidip, ressam olacaktır.)

1-Işıl yarışma için hazırladığı tabloyu öğretmenine teslim eder. Öğretmeninden üniversite sınavına katılmak için Ankara’ya götürme sözü alır.

2-Zühal sevgilisi Nedim’den mektup alır. Mektubun içinden Işıl’a verilmesi istenen bir mektup daha çıkar, Maksut göndermiştir.

3-Işıl odasında aşkına karşılık almanın keyfini yaşarken, annesinin suçlamaları, yargılamaları na bile aldırış etmez. Üniversiteyi kazanmak için daha çok çalışır, şimdi bir amacı daha vardır. Maksutta yakın olmak.

4-Maksut İranlı öğrencilerin kaldığı evde, İran’daki siyasi kargaşayı farsça konuşurlar. Arkadaşları Maksut tu uyarır ’sen bakanın oğlusun, bütün gözler senin üzerinde’ derler.

5-Maksut evden çıktığında takip edilir. Devrim subayları tarafından mı yoksa sağcılar tarafından mı takip edildiğini anlayamaz. Arabası oldukça hasar alır.

6-Işıl yarışmayı birincilikle kazanmış, öğretmenlerinden takdir almıştır. Sevinçlidir.

7-Öğretmen Vildan, Işıla destek olmak için İdris Bey’e (babaya) yalan söyler, Ankara’ya gezi yapıyoruz diyerek izin alır. Birlikte Ankara’ya giderler ve Işıl sınava girer.

8-Maksut Işıl’dan gelen mektupla mutlu olur. Azeri şarkılar söyler…

9-Maksut’la Nedim sabahın erken saatinde okul kapısında beklerler. Zühal’le Işıl’a sürpriz yapıp hep birlikte Abant’ta güzel bir gün geçirirler.

10-Okul kapanmıştır. Annesinin Işıl’ı ev kadını yapma çabaları başlamıştır. Işıl heyecanla sınav sonuçlarını bekler.

11-Işıl sınavı kazanmıştır. Buruk bir sevinç yaşar. Amcasının ve mahallenin kadın muhtarı Bedriye Hanım’ın babasını ikna etme çalışmaları boşa çıkmıştır.

12-Işıl kendini odasına kilitler. Yemek yemez… Yine de babasını ikna edemez.

13-Bedriye Hanım Işıl’ın durumuna üzülür. Ziyaretine gelir. Madem bursun var. Git diye Işıl’ı cesaretlendirir. Tanıdığı kişileri arayacağını yurtta kalmasını sağlayacağını söyler.

14-Zuhal’le birlikte postaneden yazdırmalı telefon başvurusu yapıp, uzun bir bekleyiş sonrası Işıl, Maksutla konuşur. Kayıt günün sona ermesine bir gün kalmıştır. Maksutla plan yaparlar.

15-Maksut Düzce’ye Işıl’ı almaya gelir. Işıl sadece kimliğini alarak evden kaçar.

İkinci perde: (Işıl’ı Ankara’ da yeni bir yaşam beklemektedir. Hayallerini gerçekleştirebilecek mi?)

Arşiv - 23:13 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.