Ben çalışmam kravatım çalışsın – Züleyha Akın

“Bundan böyle ben çalışmıyorum. Buyurun kravatım çalışsın!” Daire başkanının yüzü allak bullak oldu. Genelgeye karşı çıkamaz, çalışan personelini gözden çıkartamazdı…
Arşiv - 22 Şubat 2021 22:58 A A

Oğlum evden ayrılalı 12 yıl oluyor. Bir daha evine geri dönmeyeceğini bildiğim halde odasını bozmadım. Eşyaları bıraktığı gibi duruyor. Sanki dün ayrılmış gibi… Giysi dolabında giysileri, kitapların bir kısmı v.s. yerinde sanki geri dönmeyecek olan oğlumu bekliyor gibi…

Bizim sitede 167 konut var. Çoğunu tanımam, evlerine gitmişliğim yoktur. Sitenin evleri bodrumlu dublexlerden oluştuğu için bodrum kısmını suit daire haline getirerek, yukarıya çıkılan kapıyı iptal ederek, bahçeye kapı açtırıp kiraya verenler var. Aslında yasal değil fakat günümüzde nedense muhbirlik mekanizması akçeli konularda çok fazla işlemediği için bu konuda şikâyet yaşanmadı. Benim gibi birçok site sakinleri balkon büyütmek gibi tadilatlar yapanlar belediyeye bir hayli ceza ödediler. Bu yüzden ceza ödeyenlerin bir kısmı bodrum katlarını oldukça yüksek bir rakama kiraya verdiler. Bu bölümlerde de doğal olarak bekâr insanlar kalıyorlar.

Yukarıda anlattığım konutlarda (konut denilebilirse) kalan bir genç bu sabah kapımı çaldı. Pandemi nedeniyle işten atılmıştı. Bugün iş görüşmesine gidecekmiş. Kravatı yokmuş. Benden ödünç kravat almaya gelmiş. Ben de gülümseyerek dedim ki; “biz kadınlar kravat takmayız. Evde de erkek yaşamadığına göre kravatı nereden bulacağız” dedim. Oysa genç evimde erkek giysileri olduğunu biliyordu. İçe kapanık olduğu için ben kendisinin daha yırtıcı olmasını, en azından böyle bir davranış geliştirmesini istiyordum. Benden giysi, kap – kacak, para v.s. isterken çekinmemeliydi. Beden ölçüleri oğlumla hemen hemen aynıydı. O da uzun boylu yapılı bir gençti.

Oğlumun odasına beraber çıktık. Kravatları inceledi. Bordo bir kravat seçince lacivert takım elbiseyi gösterdim. “Bunu beraber giymelisin bir de beyaz gömlek seçelim” dediğimde yüzü kızardı. Ben odadan çıktım. Üstünü değiştirip boy aynasında beğendikten sonra salona indi. “Nasıl ağabeyimin giysileri bana yakışmış mı” diye sordu. Çok yakışmıştı. Birlikte birer kahve içtikten sonra kendisine şans dileyerek yolcu ettim.

Kravat neydi? Bende nasıl bir çağrışım yapmıştı…

Kravat ve 1978 yılında çok sevdiğim servis şefim İstatistik uzmanı Hulusi Yandımata…

Ankara Belediyesinde çalışıyordum. Belediye başkanımız efsanevi başkanlardan Vedat Dalokay’dı. Kamu kurumlarında işten atılanlar o dönemde belediyede çalışmak gibi bir olanağa sahipti. Başkanımız o dönemin siyasi iktidarına şöyle bir mesaj vermişti. “Sizin sayenizde çok kaliteli bir kadro oluşturdum. Eğer ki siz bu denli kaliteli insanları işten atmasaydınız ben bu insanları arasaydım bile bulamazdım.”

Neden Devlet İstatistik Enstitüsü?

O yıllarda DİE, direkt Başbakanlığa bağlıydı. Bu nedenle sınavsız işe girilebiliyordu. Bu durum bu gibi kamu kurumlarını işgal etmeye yeter de artardı bile.

Siyasi iktidarın askeri, polisi v.s. i varken kendilerini “komando” olarak adlandıran tam olarak 1.000 kişi silahlı MHP gençliği bir sabah bu kurumda işe başlatılmıştı. O sabah DİE’de ne kadar kalifiye çalışan varsa bir yerlere sürgün edilecekti. Hem de ulaşılması zor olan uzak yerleşim birimlerine gönderileceklerdi. Yasal olmasa bile 15 günlük işe başlama süresini 3 güne indirmişlerdi. Bin kişiye yer açmak için en az bin kişi bu kurumdan atılmalıydı. “Kaşının üstünde gözün var” hesabı yapılmaktaydı. Ya sürgün ya da işten atılmak!… Başka bir seçenek görülmüyordu.

Yukarıda bahse konu ettiğim şefim bu kurumun en üretken, en yetenekli, en çalışkan, iş konusunda ve de karakter olarak da en güvenilir çalışanıydı. Her sabah işine gelip çalışmaya dalar, çoğu zaman yemek saatini bile unutup yemekhaneye gitmezdi. Daire başkanı demokrat biriydi ve benimsediği personelini çok tutardı.

Ertesi gün bir genelge gelmişti. Her çalışana “okudum ve imzaladım” notu düşürülerek tek tek imzalatıldı. Genelgenin özü şuydu, erkek çalışanlar işyerlerine kravatsız gel(e)meyeceklerdi.

Sonraki gün Hulusi Yandımata, takım elbisesini giymiş fakat kravatını takmamıştı. Daire başkanı odasına gelerek kravatını bağlamasını rica edince iyice sinirlenmişti. Yeterince bunaldığı için gömleğinin son düğmesini ilikleyerek kravat bağlarsa nefes alamayacak duruma gelecekti. Hiç tepki vermezse kendi kendisine ters düşeceğini bildiği için sakince masasının çekmecesini çekerek içinden bordo renkli kravatını çıkartarak masasının önüne atmıştı.

“Bundan böyle ben çalışmıyorum. Buyurun kravatım çalışsın!…”

Daire başkanının yüzü allak bullak oldu. Genelgeye karşı çıkamaz, çalışan personelini gözden çıkartamazdı. Bu durumun çözülmesi alttan alarak konuşmasıydı. “Bakın ben biliyorum ki, bu birimde sizin gibi üretken insanın çabasıyla doğru işler yapılıyor. Sağlıklı / sağlam veriler elde ediliyor. Kravat takmamız zorunlu. Fakat göz ardı ettiğiniz bir durum var. Eğer ki siz her sabah takım elbiseli, kravatlı işe gelseniz ve hiç kalem oynatmasanız, akşama kadar ense yapsanız bizim genel müdürümüzün derdi olmaz. DİE kurulalı beri böyle bir işgal görmedi. Şimdiki zaman o zaman değil. Kravatımızı takacağız. Takmazsak ya sürgün edileceğiz ya da işten atılacağız. Başka da bir seçeneğimiz yok.”

Başka seçenekler zorlanarak Ankara Belediyesinde İstatistik Müdürlüğü birimine naklen tayini gerçekleşmişti. Sonraki yıllarda ben sürgün edilinceye kadar aynı birimde çalıştık. Bana İstatistik çalışmasını öğreten kişidir. O dönemde TÜM DER, bir de biz teknik eleman olduğumuz için TÜTED üyesiydik. Demokratik Kitle Örgütlerinde de saygın bir pozisyonu her daim vardı.

O tarihlerden sonra ta ki günümüze kadar DİE hiçbir zaman eskisi gibi sağlam verileri yayınlamadı. Böyle bir derdi mi yoktu veya kalifiye elemanlarını kurumdan uzaklaştırdığı için mi kalitesi düştü bilinmez… (!)

Hulusi ağabeyimin yaşama ilişkin son derece gerçekçi tespitleri vardı. Benim yetişmem ve kendimi geliştirmem konusunda çok fazla emekleri olmuştur. Gençlik yıllarımızdı. Birçok sıkıntılarımız olurdu. Bizi dikkatli bir şekilde dinler ve konuşmamızın sonunu şöyle bağlardı. “Bu ülkede bize yaşatılanlar şaşırılacak bir olay değildir. Ölüme kadar her şey normal, öldükten sonra olay bitmiştir” dediğinde gülerek konuyu kapatırdık. En zor durumda kaldığımda bu söylemi anımsar ve gülüp geçerim. Bu durumun benim çözüm üretmemde katkısı olmuştur.

Dersim topraklarının yetiştirdiği bu eşsiz insanı unutmam söz konusu bile değildir. Bana umudu öğreten kişi olarak beynimde ve yüreğimde her daim yeri olacaktır.

Kravat mı dediniz. Benim bu sabah iş görüşmesine gidecek olan gence verdiğim kravat Hulusi Yandımata’nın oğluma hediye ettiği kravattır. “Oğlunun iki yakası bir araya gelsin” demişti.

Züleyha Akın – 22.02.2021

Arşiv - 22:58 A A
BENZER HABERLER