Almanya seçime gidiyor -3 / Aşırı sağın yükselişi önlenemiyor

Anketlerden çıkan eğilim aşırı sağın önlenemeyen yükselişi…
Arşiv - 20 Eylül 2017 00:01 A A

Genel seçimlerden kısa bir süre öncesinde kamuoyu yoklamalarına göre Merkel’in liderliğindeki Hıristiyan demokratların bir miktar oy kaybetlerine rağmen sandıktan en büyük güç olarak çıkacakları kesinleşmiş durumda. Anketlerden çıkan bir diğer eğilim ise aşırı sağın önlenemeyen yükselişi…

 GÜRSEL KÖKSAL

Pazar günü gerçekleştirilecek genel seçimle ilgili anketler, Almanya’daki çoğulcu parlamenter sisteminin ciddi bir sorunla karşı karşı olduğunu gösteriyor. Son kamuoyu yoklamalarına  göre Aşırı sağcı partilerden AfD (Almanya İçin Alternatif) Federal Meclis’te (Bundestag) 3’ncü büyük parti olma yolunda ilerliyor. Bu durum, seçimi kaybettiği şimdiden çok büyük bir olasılıkla kesinleşen SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi), aynı şekilde seçimi önde bitireceği çok büyük bir olasılıkla kesinleşen Angela Merkel liderliğindeki “Hıristiyan Demokrat Birlik” partileriyle (CDU-CSU) yeniden “Büyük Koalisyon”a gitmesi durumunda, açıkça yabancı düşmanlığı yapan partinin Federal Meclis’teki “ana muhalefet” statüsüne kavuşması anlamına geliyor.

Kendisinden sonraki partilerle arasındaki oy oranı ve milletvekili farkı çok küçük olacağı için bu “ana muhalefet” statüsünün parlamenter demokrasinin işlemesi açısından büyük sorunlara yol açması sözkonusu değil. Ancak “sembolik” de olsa, saflarında çok sayıda ırkçı, neo-nazi sempatizanı politikacıyı barındıran bir partinin böylesine güçlenmesi, Avrupa’nın en büyük ve istikrarlı demokrasilerinden Federal Almanya’nın  geleceği açısından ciddi endişelere neden oluyor.

ÇOĞUNLUK MERKEL’LE DEVAM ETMEK İSTİYOR

Önde gelen kamuoyu araştırma kuruluşlarından Emnid’in 16 Eylül tarihli anketine göre, seçime katılacak olan seçmenlerin % 11’i oylarını AfD’ye vermeyi planlıyor. Onu % 10’la demokratik sosyalistler (Sol Parti), % 9 ile liberaller (FDP – Hür Demokrat Parti) ve % 8 oy oranıyla da Yeşiller takip ediyor. İlk iki sırada ise, her ikisinin oy oranları gerilemiş olsa bile, Hıristiyan (% 36) ve sosyal demokratlar (% 22) yer alıyorlar. Son günlerdeki diğer anket sonuçlarında da durum bundan farklı değil.

En sevilen ve güvenilen politikacıları arayan anketlere bakılırsa, Federal Başbakan (Şansöyle) Angela Merkel’e olan güven,  lideri olduğu partilerin oy oranından  çok daha yüksek. “Başbakan doğrudan seçilseydi, kimi tercih ederdiniz?” sorusuna yanıt verenlerin neredeyse yarısı (% 48), Merkel’in bir dönem daha görevde kalmasını istiyor. Bu CDU/CSU’nun oy oranından % 12 daha fazla. Sosyal demokratların bu makama aday gösterdiği Martin Schulz’u tercih edenlerin oranı ise % 22’de kalıyor, kendi partisinin alabileceğinden bile daha düşük. Kimse Schulz’a önümüzdeki birkaç gün içinde bu durumu değiştirebilecek bir atak yapma şansı tanımıyor.

FEDERAL MECLİS’TE 6 PARTİ OLACAK

Pazar günkü sandıktan çıkacak hükümetin başı büyük olasılıkla kesinleşmiş durumda, ancak onun potansiyel ortakları ve muhalefet açısından belirsizlik devam ediyor. Seçime katılan toplam 42 partiden 6’sının barajları aşıp (toplam oyların en az % 5’i ya da en az 3 seçim bölgesinde doğrudan kazanma) Federal Meclis’te yer alacağını gösteriyor.

Bunlar arasındaki aşırı sağcılar ve sosyalistler kesin olarak muhalefette kalacaklar. Son gelişmeler AfD’yi 3’ncü büyük siyasal güç olarak gösteriyor. Ancak bir partinin sadece yabancı düşmanlığı yaparak güçlenmesinin demokrasiye yapacağı tahribatın farkında olan kesimlerin sandık başına giderek bu durumu değiştirmesi de mümkün.

ANA MUHALEFET PARTİSİ SPD OLUR MU?

Sandıktan ikinci büyük parti olarak çıkacağı kesinleşen SPD’nin öncelikle Merkel’le yeniden “büyük koalisyon”a gidip, iktidar ortağı olarak kalmayı tercih etmesi bekleniyor. Başta Schulz olmak üzere partinin önde gelenleri, bunun aksine bir açıklamada bulunmadı. Her fırsatta “büyük koalisyonu hedeflemedikleri”ni belirtiyorlar, ancak şimdiye kadar hiçbiri “kesin olarak yeniden büyük koalisyona gitmeyiz” demedi. Anketler, SPD’nin büyük ortak olacağı, koalisyon hükümeti olasılıklarının ise çok düşük olduğunu gösteriyor. Üstelik, Schulz’un içinde Sol Parti’nin de yer alacağı bir koalisyona olumlu baktığına dair söylentilerin bir ara en azından sendikal kesimlerde canlanmaya yol açtığı biliniyor. Son gelişmeler ancak Yeşillerin de katılımıyla mümkün olabilecek – ki onların önde gelenleri bu konuda isteksiz olduklarını saklamıyorlar – bu seçeneğin olanaksız olduğunu gösteriyor. “Muhafete geçip toparlanma”yı önerenler ya da aşırı sağa “ana muhalefet” olma şansı vermemek için partinin “fedakarlık” yapmasını isteyenler de azınlıkta olduğu için, Schulz’un “aynen devam” demesi bekleniyor.

Ancak FDP ve Yeşiller de aynı rolü üstlenmeye aday olduklar için bu konu henüz ortada. Her iki parti de Merkel’le tek başlarına ortaklık kurabilecek bir sonucu hedefliyorlar. Seçim kampanyalarını açıkça bu doğrultuda yürüttüler.

LİBERALLERİN GENÇ VE GÜZEL BAŞKANI!

Geçen seçimde barajın altında kaldıkları için Federal Meclis’e de giremeyen liberaller, içeriği hiç de liberal olmayan, zaman zaman yabancı düşmanlığı da içeren çıkışlarla “zenginleştirdikleri” muhalifliklerinin meyvesini büyük ölçüde aldılar. Oy oranları arttı, eyalet seçimlerinde başarılı oldular. Son anketlerde de artış sürüyor. Hatta bazı anketlerde AfD ve Sol Parti’nin önüne geçip, 3’ncü bile oldular. FDP’nin bu yükselişinde “lider faktörü”nün de katkısı oldu. Seçim kampanyalarını esas olarak genç ve yakışıklı liderleri Christian Lindner’in artistik pozlarıyla donatılan afişleri eşliğinde yürütüyorlar ve bunun mevyelerini de alıyorlar.  Ancak her şeye rağmen sandıktan Hıristiyan demokratlarla liberallerin çoğunlukta olduğu bir sonucun çıkma şansı çok düşük.

Aynı durum Yeşiller için de geçerli. Başta eş genel başkanlar Cem Özdemir  ve Katrin Görging-Eckard olmak üzere, partinin öne çıkan yöneticilerinin hemen hepsi her fırsatta öncelikli hedeflerinin bir CDU-CSU ve Yeşiller ortaklığı olduğunu gösteriyorlar. Sandıktan öyle bir sonuç çıksa, partinin sol kanadının da itirazları da etkili olmayacak.  Ancak oy kaybediyorlar, özellikle çevre koruma ve barış gibi temel konularda verdikleri ödünler, CDU ve FDP’yle eyalet düzeyindeki ortaklıkları nedeniyle inanırlıklarını büyük ölçüde yitirdiler ve bir “sol alternatif” seçenek olarak görülmüyorlar. Artık Fukişama gibi büyük felaketlerin bile onların oy patlaması yapmasını sağlamayacağı görülüyor.

CEM ÖZDEMİR DIŞİŞLERİ BAKANI OLABİLİR Mİ?

Mutlaka Merkel’in yeni hükümetine ortak olmak isteyen liberaller ve Yeşillerin bunu birlikte gerçekleştirme şansı ise çok yüksek. Özellikle enerji ve çevre koruma açısından aralarında büyük farklar bulunan iki partinin de sonunda uzlaşı yoluna gidip, iktidar ortaklığını şansını değerlendirmeleri bekleniyor.  Yani bir “Jamaika koalisyonu”nu. (Alman politikasını takip edenler bilir, CDU-CSU, FDP ve Yeşillerin oluşturabileceği bu ortaklığa verilen ad, bu partilerin sembolü olan siyah, sarı ve yeşil renklerin, Jamaika bayrağındaki gibi biraraya gelmesine dayanıyor.)

Merkel liderliğinde bir “Jamaika koalisyonu”n kurulması durumunda elbette Cem Özdemir de hükümette yer alacak. Örneğin dışişleri bakanı bile olabilir. Tabii bunun gerçekleşebilmesi için Yeşillerin oy oranının liberallerden daha yüksek olması gerekiyor. Daha fazla oy almış bile olsalar kendi siyasi hedeflerine uygun olacağı için, liberallerin maliye ve ekonomi bakanlıklarını alabilmek uğruna, dışişlerinden vazgeçmesiyle de böyle bir durmu sözkonusu olabilir. Tabii, çifte vatandaşlığı da olsa “Almanya’ya sadakati” konusunda şimdiye kadar bir çok “başarılı sınav”dan geçen Özdemir’in, meclis ve koalisyon aritmetikleri, pazarlıkları izin verse bile, kökenleri Anadolu’ya uzanan bir göçmen çocuğu olarak böyle bir makama getirilmesinin pek kolay olmayacağı biliniyor.

SOL PARTİ MUHALEFETTE KALACAK

Almanya’nın birleşmesinden sonra parlamentoda önce Almanya’nın doğusundaki sol ve muhalif kesimlerin temsilcisi olarak yer alan, daha sonra da SPD’den ayrılan “sol sosyal demokratlar”ın katılımıyla ülkenin batısında da iddialı bir muhalif güç olmayı başaran Sol Parti, anketlere göre yeni mecliste 4’ncü büyük siyasal güç olabilir. Kimi anketlerde 3’ncü, kimisinde de 5’nci olmuşlardı. Partinin sol kanadından Sarah Wagenknecht ile sağ kanadından Dietmar Bartsch, kimi kesimlerin beklediğinin aksine uyumlu bir liderlik mesajı vererek seçim kampanyasını yürütüyorlar. Bu uyumluluk sayesinde oylarını bir miktar artırdıkları da söylenebilir. Ancak siyasi dengelerin onlara SPD’nin büyük ortak olduğu bir hükümet koalisyonuna girme şansı tanıyacak şekilde değişmesi beklenmiyor. Yani Sol Parti, önümüzdeki dönemde de muhalefete devam etmek zorunda kalacak.

ADF’NİN ÖNLEMEYEN YÜKSELİŞİ

Yeni meclisteki muhalefet partilerinden bir diğeri de AfD olacak. Hatırlanacağı gibi başlangıçta Avrupa Birliği’ne ve ortak para birimine itiraz eden “ekonomi profesörlerinin partisi” olarak doğan AfD’nin yönetimi, çeşitli parti içi iktidar mücadelesi ve komplolar sonunda aşırı sağcıların ya da onlara itiraz etmeyenlerin eline geçti. Artık sadece sığınmacılar, göç, iç güvenlik ve İslam konularını öne çıkararak demogojilerle politika yapan AfD’liler bunun meyvesini de alıyorlar. Geçen seçimlerde küçük bir farkla % 5’lik barajın altında kalmışlardı, ancak şimdi oylarını ikiye katlayacakları görülüyor. Son yıllarda gerçekleştirilen eyalet seçimlerinde de başarılı olup, hemen tüm eyalet meclislerine giren AfD, liderleriyle ilgili medyada yansıyan skandallardan, komplolardan hiç etkilenmiyor. Aşırı sağcı, yabancı düşmanı, ırkçı güçlerin ortak havuzu olmayı büyük ölçüde başardılar. Mevcut partilerden memnun olmayan, ezildiklerini, itildiklerini, kandırıldıklarını düşünen, ülkenin ekonomik kaynaklarının göçmenlere, sığınmacılara aktarıldığı, sınırların “yol geçen hanı”na dönüştüğü yalanlarına inanan yığınları da arkalarına alarak oylarını 3’ncü büyük parti olma hedefine doğru ilerliyorlar. Girişte belirtildiği gibi SPD’nin yeniden hükümet ortağı olması halinde “ana muhalefet” statüsünü bile üstlenebilirler.

Bu partinin ilerleyişinin Almanya’daki demokrasiye vereceği zararı şimdiden görebilen kesimlerin sandık başına gidip, bu durumu değiştirmesi ve AfD’nin 4’ncü ya da 5’nci parti olarak sandıktan çıkmasının da pek büyük önemi kalmadı artık. Bu kimi siyasal analizcilerin iddia ettiği gibi “geçici bir olgu” değil. Halkın önemli bir kesiminin (Doğu Almanya’daki bazı seçim bölgelerinde 2’nci parti olmayı da başardılar) desteklediği, sahip çıktığı bir siyasal güç olarak, demokrasiden yana olan herkese meydan okuyorlar. (19 Eylül 2017)

Arşiv - 00:01 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.