Alaattin Topçu ile 5N1K – Arzu Dinçer

İlk yolculuk, şiir olur. Şiire o vakitler çok şey vehmetmiştim. Sonra eleştiri-polemik yazıları… Ve tabii roman… Deneysel ve politik romanlar…
Arşiv - 2 Aralık 2020 20:09 A A

İnsan tuhaf mahluk: hatırlanmak istediği yaşta ve görünümde olmak istiyor…

Alaattin Topçu’nun son kitabı Kuşatma Altında’yı bir gecede okudum. Eskiden sıkça yaptığım, bu yüzden olağan gelen bu ayrıntı, uzun zamandır tekrarlanmadığı için olsa gerek, bu kez beni düşündüren nedendi. 309 sayfalık bir deneysel romanı sabaha kadar bitirmemi sağlayan nedir?

Unutmaya çabaladığımız gerçek ve onun işaret ettiği duygudan kaçış, yaşanmış gerçekliği uzakta tutmanın bir biçimidir. Bu durum, ortak bir arzuya dönüştüğünde, karşılığını yaşayan dilde bulur. Herkesin paylaştığı dil, artık bir ‘üzerini örtme’ işleminin aracı haline gelmiştir.

Topçu, roman boyunca, kitaplardan, yazarlardan, felsefi metinlerden, Marksist söylemden, şiirlerden alıntılarla, konuşma dilini ezmek istercesine yerleştirdiği öğelerle, neredeyse söyleve dönüştürdüğü repliklerle, okurun kurabileceği yakınlığı baştan reddeden bir özellik sergiliyor.

Gerçeği örten yaşamsal (!) dille dalga geçmenin bir biçimi olarak karşımızda beliren bu özellik, anlatmak istediği gerçeklik için kurduğu dil aynı zamanda.

Kuşatma Altında: ‘Seçilmiş Trajediler’ Çağında, Bir Deneysel Roman

Merhaba Sevgili okurlar,

Kaybolmaları gelir insanın. Yaşadığı andan, ya da dünya da yaşanılanlardan etkilenir ve inziva hali çöküverir üstüne. Küçük bir çocuğun saatlerce enkaz altında kalıp bir parmağa sarılışını görür, silkinir ve kendinize geliverirsiniz. İşte tam da bu ruh hali ile yine sizler için yazıyorum.

Arzu Dinçer

“Ay doğmuyorsa yüzüne Güneş vurmuyorsa pencerene kabahati ne Güneşte ne de Ay da ara! Gözlerindeki perdeyi arala!” Demiş Mevlana Celalettin Rumi. Perdeyi aralayacak kimi zaman ders veren bir görüntü, bir melodi, ya da güneşin doğuşu olabilir insan için. Vakit gelmiş olsun yeter ki. Yeter ki umudu sımsıkı sarıldığımız umudu yitirmeyelim yüreğimizden. Bizim elimizden gelende yazı yazmaya çabalayabilmek. Bir nebze olsun sizlerle kitapları ve yazarlarını birlikte tanıyabilmek.

Bu hafta sizler için şair, yazar ve yayıncı kimliklerini taşıyan Alaattin Topçu ile gerçekleştirmiş olduğumuz 5N1K ile karşınızdayım. Kendisine sorularımıza yanıt verdiği için teşekkür ediyor yeni kitaplarında tekrar görüşmek dileğiyle sizlerle baş başa bırakıyorum.

Sevgilerimle,
Arzu DİNÇER

Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?

Alaattin Topçu 01.04.1962 Artvin-Ardanuç doğumlu. 1980’de girdiği hapishaneden 1991’de tahliye oldu! Bir dönem Edebiyatçılar Derneği Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Değişik illerde yayımlanan sanat-edebiyat dergilerinin Ankara temsilciliğini üstlendi. 1995 yılında Suteni Yayıncılık’ı kurdu. Cumhuriyet Kitap, Birgün, Flayer, Virgül, Eşik, Uğraş, Bireylikler, İle gibi birçok gazete ve dergide şiirleri, eleştiri-polemik ve denemeleri yayımlandı/yayımlanıyor. 1996 yılında Kavram ve Karmaşa adlı sanat-edebiyat-deneme dergisini çıkarmaya başladı; otuz sayı sürdürdü. 1997 başında Suteni Kitabevi’ni açtı ve altı ay sonra kapamak durumunda kaldı. On yıl İmge Kitabevi Yayınları’nda düzeltmen olarak çalıştı, yüzlerce kitabı yayına hazırladı. “İmge Öyküler”in düzeltmenliği yürüttü. On yedi yıl boyunca aralıksız çıkan sanat-edebiyat dergisi Damar’ın yayın yönetmenliğini yürüttü. 2008 sonunda Kurgu Kültür Merkezi’ni kurdu. Yüzlerce etkinliğe imza attı, atmaya devam ediyor. Ayrıca, Kurgu Kültür Merkezi bünyesinde Kurgu Kültür Merkezi Yayınları’yla yayıncılığa tekrar başladı. 500 civarında eser yayımladı. Kurgu Düşün Sanat Edebiyat adlı ortak kitabı 17 sayı çıkardı. Şimdiler KeKeMe Yayınları’nu kurdu. Kurgu Kültür Merkezi Yayınları ile KeKeMe Yayınları’nı bir arada yürütüyor.

Alaattin Topçu’nun Yayımlanmış Yapıtları:

Acemi Aşklar Toplamı (Şiir, Damar Yayınları, Ankara, Ocak 1992; 2. Baskı, Suteni Yayıncılık, Ankara, Temmuz 1995)
İntiharlar Kitabı (Şiir, Prospero Yayınları, Ankara, Nisan 1994; genişletilmiş 2. Baskı, Aşkla Buluşur İntihar, Suteni Yayıncılık, Ankara, Nisan 1997)
Edebiyatta Aklı Netleştirmek/Aşkı Saflaştırmak (Eleştiri-Polemik, Prospero Yayınları, Ankara, Haziran 1995)
Aşkın ve Aklın Densizliği’nde (Şiir, Suteni Yayıncılık, Ankara, 1996)
Bir Hiç İçin Gece Dansı (Aforizmalar-Şiirsel Metinler, Suteni Yayıncılık, Ankara, Mart 1999; Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)
Zamandışı Sevişmek (Roman, 1. Baskı Suteni Yayıncılık 2001, 2. Baskı, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2011)
Üçlü Aşk Senfonisi (Toplu Şiirler 1; Acemi Aşklar Toplamı; Aşkın ve Aklın Densizliği’nde; Aşk’la Buluşur İntihar kitaplarının bir araya getirilmesi; Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Şubat 2011)
Kuşatma Altında (Deneysel ve Politik Roman, 1. Baskı SiyahBeyaz Yayınları, 2. Baskı Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Haziran 2015)
Güzel Çağ / Saat Durunca (I. Kitap, Deneysel ve Politik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)
Güzel Çağ / Gerçek Soyununca (II. Kitap, Deneysel ve Politik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)
Kadınlar için Haykular (Şiir, 2017)
Manidar Haykular (Şiir, 2017)
Maymunlar Kerhanesi (Polemikler Galerisi, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Haziran 2018)

Yayıma Hazırlanan Yapıtları:

Ten Budalası (Erotik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Yayına Hazırlanıyor)
Geçmişin Tabutları (Özkurmaca Anlatılar Galerisi, Yayına Hazırlanıyor)
Arzu’hal Lekesi (Deneme, Yayına Hazırlanıyor)
Adressiz Yolculuklar (Deneme-Eleştiri)
Karanlıkta Sevişenler (Deneysel ve Politik Roman)
Yavşaklığın Tarihi (Diyalog Roman)

N E ZAMAN?

Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak /yayınlandı?

1983 Nisanında karar verdim. Yirmi bir yaşında ömür boyu hapse mahkûm bir genç olarak, hücreye alındığımda… Hücreden ve sonrasında hapisten çıkabilir miyim bilemezdim ama o andan itibaren hayatımı yazmaya adayacağıma karar vermiştim. Hatta yayıncılık yapacağıma da… Bu süreçte dergilerde, gazetelerde makaleler, eleştiri-polemik yazıları yayımladım. Şiir de tabii… 91’de çıktım. İçinde yer aldığım edebiyat dergisindeki arkadaşların derleyip toparlaması sonucu ilk şiir kitabım Acemi Aşklar Toplamı yayımlandı. Yolculuk ondan sonra kesintisiz sürdü. Hep yazma ve yayımlama sahasında yer aldım.

N E?

Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?

İlk yolculuk, şiir olur. Şiire o vakitler çok şey vehmetmiştim. Sonra eleştiri-polemik yazıları… Ve tabii roman… Deneysel ve politik romanlar… Bunlar dönüşümlü olarak, iç içe geçmiş olarak sürekli hayatımda var. Yayımladığım kadar da yayımlamadığım yazı, şiir, hatta bir iki de roman var.

NEREDE?

Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?

Edebiyat dünyasının nereleri var ki? Yani alt/aşağı, orta, üst tabakası falan mı var? Soruyu anlayamadım, daha doğrusu anlamlandıramadım. Sol – sağ tarzı bir göndermeyse sorunuz… Orada da nice solcunun sağcı/muhafazakâr, nice sağcının da solcu/devrimci olduğunu tanıklamıştır yazın tarihi. Özetle söylemem gerekirse, her yazan/edebiyatçı, yazdığı yerde vardır. Yazdığınca, ürettiğince vardır. Kendi potansiyellerini/gizil güçlerini kelimelerle, kurgularla var ettiği boyutta vardır. Onun başka nefes alıp vereceği bir yer yoktur. Varsa eğer, o tamamen yazmanın/edebiyatın ötesinde bir hikâyedir. Ötesi sanatsal ve toplumsal klişelerdir. Önemsizdir diyemem ama çok da damardan bir kan dolaşımı sağlamaz.

NASIL?

Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce nasıl olmalı?

Bilmem. Ortada bir köprü var mı gerçekten? Olmalı mı? Her yazar yazdığının okurudur. Bu ülke, ne yazık ki, kendi yazdığını okumaktan sıkılan koskoca bir orduya sahiptir. Dönüp dönüp tekrar okumaktan sıkılan, bir kere yazıp dönüp bir daha o metni okumaya üşenen koca bir ordu. Öyle olunca yazar dışındaki okur, manidar bir şekilde, dalgasını geçiyor, okumuyor yani. Çoksatarların çoğunluğu tamamen proje ürünler. Kanonlaşmış olanları bu bahsin dışında tutuyorum tabii ki… Yazar, yazdığıyla var olmaya çalışandır. Okur onun için silik gölgelerden ibarettir. Okur, daha çok yayıncıyı ilgilendirir! Para mevzusunda da bir ölçüde yazarı… Satmayan kitaplar, cepten götürür. Ya yazarın ya da yayıncının cebinden. Yazın tarihi bu tür devasa örneklerle doludur. Her şeye rağmen, bedel her neyse, ödenecektir. Kimse bu bedelin önüne geçemez.

NEDEN?

Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?

Böyle bir zorunluluk görmüyorum. Hiç kimse okumak zorunda değil. Ben okunsunlar diye yazıyorum ama böyle bir zorunluluk yok. İki onu bulacak kadar kitap yazmış, iki bin civarında kitabı yayına hazırlamış biri olarak söylüyorum, içimdeki dünyaların haritasını çıkartmak için yazıyorum. Gençliğimde okur’u fazla kaale almış olabilirim ama artık hiççç önemsemiyorum. Günü gelince her yazarın, en azından, bir kişi tarafından okunacağına inanıyorum. O bir kişinin ruhuna bir kelime, bir cümle, bir anlam, bir dünya bıraktıysa/m ne âlâ…

Kadınlar için Haykular

O KADINA HAYKU
az zaman geçti uz zaman geçti
öyle bir kadın sevdim ki
çok zaman içimden geçti

MÜSTAKBEL YÂR İÇİN HAYKU
Karanlıktan kar geçiyor
İnsanın kör yanından
Müstakbel yâr geçiyor
“Kara bahtım kör talihim”
böyle bir şey herhalde

İLK VE SON KADINA HAYKU
“Çok eski dünlere” gittim
Kapı aralığından baktım
Bir imgeyi emziriyordu annem

 

Arşiv - 20:09 A A
BENZER HABERLER