Bunu bize neden yaptın Leyla? – Zuleyha Akın

Dün gece olağanüstü olaylar olmuş olmalıydı ki; biz içeriye alınmıyorduk.
Arşiv - 5 Eylül 2021 10:29 A A

Leyla’yı ilk kez Ankara Numune hastanesine bağlı Amatem Kliniğinde görmüştüm. Elinde tuttuğu Dünya güzeli bir kızla gelmişlerdi. Kızının ismi Pelinsu’ydu ve 6 yaşındaydı.

Ana – kız hastalarını ziyarete gelmişlerdi. Hastalarını ben yakından tanıyordum. Kliniğin en muziplerindendi. Dünya yıkılsa umurunda olmazdı ve sanırım sırf bu nedenle herkes tarafından sevilen biriydi.

Pelinsu babasına kendi çizdiği bir resim getirmişti. Bacası tüten küçük bir ev anne baba ve ortada her ikisinin de ellerinden tutmuş küçük kız çocuğu… Üç kişilik çekirdek aile evin dışındaydı ve arkalarındaki evin kapısı örtüktü.

Amatem Kliniğinin kapısında bizi bekletiyorlardı. Dün gece olağanüstü olaylar olmuş olmalıydı ki; biz içeriye alınmıyorduk. Manyetik kapıların gerisinde bir görevli elinde megafonla “Hasta yakınları lütfen kapı önlerinde beklemesinler. Başhekimimizin talimatı gereği bugün hiç kimse içeriye alınmayacaktır” diye anons ediyordu. Boşuna bekliyorduk. Görüş günü olmasına rağmen biz yakınlarımızı göremeyecektik.

Elimizdeki poşetleri danışmaya bırakarak geri dönecektik. Pelinsu ise kararlıydı, babasını göremeden asla geri dönmeyecekti. Annesinin elini acıtırcasına sıkınca, anne avucunu gevşetmek zorunda kalmış, küçük kız annesinin ellerinden kurtularak bana doğru koşmuştu.

Benim çok eskilerden gelen bir alışkanlığım vardı. Bir binaya girdiğimde herhangi bir olumsuzluk yaşarsam nasıl dışarıya çıkabileceğimin hesabını yapardım. Özellikle hastanelerde kimseye görünmeden nerelerden girilir, nerelerden çıkılır önceden bilirdim. Bu kliniğin müdavimlerinden olduğum için binanın giriş çıkışlarını iyi öğrenmiştim.

Bir de yasaklar vardı. İçine alkol v.b. leri gizlenebildiği için meyve, her türden meyve suları, reçel, ilaçlar, çakmak, kibrit, dolma kalem, pantolon kemeri, ayakkabı bağcıkları, traş bıçağı, tırnak makası ile her türlü delici ve kesici aletlerin içeriye sokulması yasaktı. Yasak olmasına yasaktı fakat içeriye inanılmaz derecede alkol ve uyuşturucu bulunmaktaydı. Ayakkabıların astarlarının veya topuklarının içine, yıkanıp ütülenmiş gömleklerin yakalarında uyuşturucu konularak içeriye sokulabiliyordu.

Bilirsiniz hastanelerde her koşulda ilave inşaatlar ve tadilatlar yapılır. Bağımlıların spor yaptıkları futbol sahasının yan tarafında inşaat vardı. Alkol bağımlısı kızımın sigara içmek için o bölüme gider, uzun süre kalırdı. Odasına döndüğünde sarhoş olmuş ayakta sallanırdı. Sigara içtiği bölgede toprak kabartılmıştı. Bizimki toprağı tırnaklarıyla kazıyarak altından 2 adet teneke kutu bira’yı çıkartır etraftan görünmesin diye kese kâğıdını sararak içermiş. Bizler bu durumu manevi kızım hastaneden ayrıldıktan sonra öğrenmiştik.

Pelinsu önde ben arkasında koşarak ana kapıya dayandık. İkimiz de kararlıydık, hastamızı görmeden asla geri dönmeyecektik. Annesi Leyla hanım da yanımıza gelince 3 kişi olmuştuk. Kapıyı yumruklamaya başlamıştık ki güvenlik görevlileri yanımıza gelmişler, aşırı derecede ısrarlarımız sonucunda bizi ziyaretçiler salonuna almak zorunda kalmışlardı.

Pelinsu’nun babası Murat Bey, koridorun en başında yürüyerek bize doğru gelirken elini kaldırarak selam verdi. Biz de elimizdeki resim kartonlarımızı havaya kaldırarak selam verdik. Leyla hanım çok tedirgindi. Elinde çantasından başka bir de dosya gömleği taşıyordu.

Pelinsu elimden kurtularak koridorda tüm hızıyla koşmaya başlamış ve babasına kollarını açmıştı. Baba yere çökerek kızıyla sarmaş dolaş bir sevgi yumağı oluşturmuşlardı. Beraberce oturma grubunun olduğu görüşme odasına gelmişlerdi. Anneyle baba arasında buz gibi bir hava esiyordu. Kocasının verdiği selama karşılık vermeyen Leyla hanım elindeki dosyayı uzatarak “imzalaman gerekiyor” dedi. Baba mosmor olmuştu. Dosyanın üzerindeki kalemi aldığında öbür eliyle destek vermeseydi kalem yere düşecekti. Sadece elleri değil tüm bedeni depreme yakalanmış gibi titriyordu.

Ben Pelinsu’yu elinden tutarak “Kafeye gidelim de babaya yiyecek alalım” diyerek uzaklaştırdım. Asansörü bile beklemeden merdivenlerden inmeye başladık. Küçük kız fırtınanın gelişini hissetmiş olmalıydı ki bakışlarını benden kaçırıyordu. Kafeden alışverişimizi yaparak geri döndüğümüzde annesi kalkmak üzereydi. Görüşme bitmiş olmalıydı. Aldıklarımızı sehpaya bırakıp vedalaşarak ayrıldık. Üçümüz de konuşmuyor, susuyorduk.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde Pelinsu’nun telefonuyla uyandım. Kahvaltı yaparlarken annesi baygınlık geçirmişti. Babaannesi Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde çok ünlü bir kardiyolog’un başhemşiresiydi. O günün koşullarında gidebileceğimiz en mantıklı yer orasıydı.

Hastaneye telefon ederek ambulans çağırdık ve hastamızla beraber gittik. Pelinsu ilk kez böyle bir araçla seyahat etmekteydi. Hastanenin acil servisinin kapısında babaanne Müşerref Başhemşire bizi bekliyordu. Hastamızı sedyeye koyarak müdahale odasına aldılar.

Biz bekleme salonunda oturuyorduk. Aradan 20 dakika ya geçti ya geçmedi başhemşire elinde kan tahlili sonuçlarıyla içeriye girdi. Yüzü bembeyazdı. Annede kan hastalığı vardı ve o günün koşullarında tedavisi yoktu. O durumda doğum yapmış olması çok büyük bir riskti. Leyla hanım bunu bilmiyor olamazdı zira kendisi bir laboranttı. Biz ikimiz çocuğa bir şey belli etmeksizin sessizce bakışarak anlaşmaya çalışıyorduk.

İyice sakinleşerek hastanın odasına girerken Müşerref hanım benim elimde tuttuğum tetkikleri elimden kopartırcasına alarak hasta gelininin yüzüne fırlattı. “Sen bana bir erkek torun bile veremeyeceksin. Bu hastalığını bildiğin halde oğlumla evlendin. Bunu bize neden yaptın!”

Kim kime ne yapmıştı. Kızcağız evlilik şirketi mi kurmuştu. Oğlunun alkolik ve kumarbaz olduğunu unutan kaynana gelinini ne ile suçluyordu?… Kendileri sütten çıkma ak kaşık olmuşlardı.

Hiçbir şey demeden ben muhasebeye giderek hesabımızı kapattık ve hastaneden uzaklaştık.

Leyla hanım hastaydı. İyi de kayınvalidesi ve kocasına ne yapmıştı? Kızcağız canıyla uğraşırken birileri (eski bir ifadeyle) tam teşekküllü devlet hastanesi sağlık kurulundan sağlamlık raporu almadan nikâh kıymamalı mıydı? Üstelik kendisine ve dolayısıyla oğluna kötülük edildiği iddiasında olan kişi de kadın-dı.

Züleyha Akın / 11.08.2021

 

Arşiv - 10:29 A A
BENZER HABERLER