Sanat sohbetleri: Senaryo yazmaya karar vermek – Nur Türk

Senaryoya koyduklarımız kadar koymadıklarımız da önemli. Bilmemek seyirciyi heyecanlandırır ve meraklandırır.
Kültür ve Sanat - 6 Ekim 2019 13:27 A A

Nur Türk

`Sanat insan ruhunun arayışıdır`

Senaryo yazmak içimizdeki hikâyeyi dışarı çıkartmanın yollarından biri; filme dönüşsün diye hikâyeler kurmakla kalmayıp, zihinsel anlamda içimizden dışarı doğru genişletir bizi ‘yolunu bulmak’ için ‘yola çıkma cesareti ‘olan herkesin tadabileceği ‘kendini keşfetme yolculuğudur’ senaryo yazmak!

İlk adım tema, yola çıkmanın amacıdır. Bizim temaya bakış açımızsa, yol boyu elimizden bırakmayacağımız pusulamız, kaybolup oyalanmadan hedefe varmamız için kılavuzluk eder bize. Varış noktasına hikâyenin tadı kaçmadan doğrudan ve vaktinde ulaşırız.

Filmin hikâyesi, yol haritamız, karakterler, yol arkadaşlarımız artık pusulamızla haritamızı alıp, oyalanmadan çıkabiliriz yola…

Sinema zorlu olduğu kadar ciddi de bir uğraştır. Dolayısıyla bu süreci profesyonel bir tavırla yürütmek gerekiyor. Sinema filminin olması için ilk önce para gerekiyor ama biz sanat sohbeti yaparak adım attığımız bu serüveni maddiyatla zorlaştırmayalım. Bırakalım bu işi yapımcılar çözsün. Bizim için filimin olmazsa olmazı senaryo olduğuna göre senaryo yazmaya başlayalım. Peki, nasıl yazacağız? Dediğinizi duyar gibiyim.

Yıllar önce, Ankara İletişim Fakültesi amfisinde yetmiş ya da seksen kişi Ünlü yönetmen Haluk Ünal’ın dersinde onun anlattıklarını dikkatlice dinlerken, hocamız birden bire bizlere dönüp “Kimler çocukken evden kaçtı. El kaldırsın” dedi. Şaşırmıştık, on kişi kadar ürkekçe el kaldırdık. Haluk Bey ”El kaldırmayanlar, isterlerse sınıftan çıkabilirler. Çünkü evden kaçmanın altında ne çeşit neden olduğu değil, kaçan kişinin merakı ve başka bir Dünya’yı tanıma isteğidir. İşte meraklı kişiler Senaryo yazar, hikâye anlatır ”demişti. O anda bu söylemi çok anlamlandıramasam da şimdi anlıyorum ki haklıydı. Evet; meraklı olmak demek, Başka insanların hayatlarını tanımaktır. Asla sizlere evden kaçın demiyorum ama meraklı olun.

Senaristler senaryo yazarken şimdiki zamanı kullanmalılar.(Adam kapıdan içeri girdi. Kadın elindeki tepsiyi düşürdü)gibi. Şimdiki zaman gelir, gider. Geniş zaman hata yaptırır.

Bir sayfa senaryo yazımı filimin bir dakikasına tekâmül eder. Ortalama 110 dakika olan filimin senaryosu 110 sayfa olmalıdır. Bazı durumlarda dakikaların üstüne ya da altına inilebilir. Bazen senaryoda bir mekânı, kostümü yazmanız bir sayfayı geçer ama filimde bir saniyede görürsünüz o mekânı.

Senaryonun bir amacı olmalıdır, en güçlü mesajı soru sormaktır. ” Hansel ile Gratel” masalı aslen sütten kesilen içerlemiş çocuğun halen ana babaya yemek konusundaki bağlılığını anlatır. Ama bu mesaj gayet iyi gizlenmiş durumda. Sizi motive eden bir cümleniz var ve bunu anlatmak istiyorsunuz. Kendinize soracağınız soru, bunu en basit şekilde nasıl anlatabilirim? Görme özürlü birini düşün o sadece sesleri duyar. Siz ona görüntüyü anlatmalısınız. Ne olursa olsun hikâye en basit şekilde, tepeden bakıp görerek anlatılmalı. İçine girildiğinde detaylarda boğulmak çok kolaydır. Bazı şeyler de saklanmalı. Açıkça uçağın düşeceğini söylemek yerine, Pilota annesinin ‘Aman oğlum bugün uçma kötü bir rüya gördüm’ demesi gibi. Senaryoya koyduklarımız kadar koymadıklarımız da önemli. Bilmemek seyirciyi heyecanlandırır ve meraklandırır.

İyi bir hikâye avcısı olmalıyız. Nasıl bir insanın hayatı karakter olabilir? Niye bizler hikâye olamıyoruz. Ya da hikâye olacak gibi yaşıyor muyuz? Tekdüze bir hayatımız mı var? Burada söylenmesi gereken yapamadıklarımızı, olamadıklarımızı, kahramanın ayakkabıları içine girerek yaşıyormuş hissine kapılmamızdır.

Senarist yazarak düşünür. Uçuşan düşüncelerini somutlaştırır. Bakma, görme biçimini geliştirmelidir, ufuk çizgisini zorlayıp onun ötesine geçebilmelidir. Ahlakçılıktan kurtulup, toplum terbiyecisi olmamalıdır. Senarist yazdığı senaryoyu niye sevdiğini, hangi evrensellikte anlatıldığının bilincinde olmalıdır. En önemlisi senaryo hikâyemizin ruhu olmalıdır ve bu ruh seyirciye geçmelidir. Seyirci merak etmeli, hüzünlenmeli, ağlamalı, kızmalı, korkmalı, eğlenmeli, öğrenmeli filimin sonuna kadar o heyecanını kaybetmemelidir.

Senaryo hikâyesinin, klasik mimarı üç bölümden oluşur. (üç perdeli yapı)

1-Kuruluş; bütün hikâyenin genetik kotları burada vardır. Seyirciye vaat eder. Macera burada başlar.

2-Yüzleşme; gelişmedir.

3-Çözüm: final

Basit bir örnek verecek olursam lise yıllarında yazdığımız kompozisyonlar gibi ’Giriş, Gelişme, Sonuç ’tur.

Hikâye mimarisini oluşturduktan sonra, kahramanın yolculuğu başlar. İlginç bir kahramanla çarpıcı, güçlü bir kriz oluşturmalıyız. İlginç, cazip, kuşatıcı bir atmosfer yaratmalıyız. Tıpkı Ömer Kavur ’un çektiği filim Anayurt otelinde olduğu gibi kuruluşun, yüzleşmenin, çözümün en güzel örneğidir.

1-Kuruluş: Kahramanlar tanıtılır, kahramanların bir hedefi olmalı, kader değişimi, baht dönümü vardır. Değişen, güçlü, kavgadan kaçmayan. Karakterlerimiz iyi ve kötüyü barındırmalı, zıt diologlar lezzetli olmalı…

Kahramanlar tanıtılır derken öyle romanlardaki gibi uzun uzun kızgındı, cimriydi, çok iyiydi gibi süslemeli sözlerden bahsetmiyorum. Kahramanın karakterini görsele taşırken seyirci karakterin nasıl birisi olduğunu çözebilmelidir. Örnek verecek olursak; Adam çalışma masasına oturmuş, telefonla konuşuyor. Saçı sakalı karmaşık, ağzındaki sigaranın külü yere düşüyor. Masanın üzeri dağınık not alacağı kalemi kâğıdı ararken önündeki kahve fincanı devriliyor dağılan kahveyi kolu ile silmeye çalışıyor. Böyle bir kahramanı filimin ilk saniyelerinde görüyorsunuz, sizce nasıl bir adamdır? Savruk, dağınık, pis, dikkati dağınıktır değil mi?

2-Yüzleşme de; Tetikleyici olay, kırılma, dönüm noktaları, kahramanın yeni hedefi vardır. Korkmayan, yüzleşebilen, değişen, kavgadan kaçmayan, eylem planını uygular. Dramda çatışma olursa nereye gittiğinizi bilirsiniz.

3- Çözüm; Doyurucu bir final olmalıdır.

Sevgili okuyucularım geçen hafta size kahramanı o gizemli ormana nasıl sokarız diye sormuştum, gelen bir mesajda “Çok sevdiğim sevgilim o ormandaysa, bende o ormana girerim ”demiş. Doğruda söylemiş, Kahramanlarımızı tetikleyen nedenler olmalı, bir baba evladı için girebilir, bir kadın eşi için girebilir bu örnekler çoğaltılır. Bana sorulan sorulara buradan yanıt verdiğimi sanıyorum. Lütfen bana yazın bende eksik kalan, gözden kaçırdıklarımı yazayım. Haftaya senaryo yazımının detaylarına başlayacağız.

Sizlere bir alıntı bir fıkra yazdım. Şimdi bu fıkrayı beyninizde canlandırın. Hatta hepiniz birer fıkra hazırlayın onları senaryo olarak yazalım ne dersiniz?

Üç zengin Yahudi kardeş annelerine doğum gününde birer hediye almaya karar vermişler.

Hediyelerini yolladıktan sonra aralarında sohbet etmeye başlamışlar.

Birincisi demiş ki; -‘ Ben anneme kocaman bir ev aldım’.

İkincisi

-‘Ben bir limuzin aldım ve bir de şoför tutum.

Üçüncüsü

-‘ Benim hediyem hepinizinkinden güzel.

Annemin Tevrat’ı okumayı ne kadar sevdiğini ve gözlerinin iyi görmediği için artık eskisi gibi okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevrat’ı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 Haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Tevrat’ı ezberletmişler. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer. Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak.’

Öbür kardeşler biz niye bunu düşünemedik diye hayıflanmışlar ve kıskanmışlarsa da bir şey dememişler. Kısa bir süre sonra anneleri üçüne de birer teşekkür mektubu yazmış.

Birinciye,

-‘ Abraham bu ev bana çok büyük geliyor. Tek bir odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum.’

İkinciye,

-‘ Mişon yolculuk etmek için çok yaşlıyım arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba.

‘ Üçüncüye

-‘Solomon’cuğum, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin. Her şeyin büyük maddi hediyeler olmadığını gösterdin. Gönderdiğin tavuk çok lezzetliydi. Teşekkür ederim.

Sanatla kalın, mutlu olun. SEVGİLERİMLE…

Kültür ve Sanat - 13:27 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.